Altın Fiyatlarındaki Yükselişin Anatomisi: Kalıcı Bir Dönüşüm mü?
Altın fiyatlarında 2025’te görülen rekor yükseliş, Fed politikaları, jeopolitik riskler ve kurumsal yatırımcı talebiyle yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.
Altın piyasası 2025 yılında tarihi bir sürece sahne oldu. Ons altın, yıl içinde 4 bin 500 dolar seviyesini aşarak rekor kırarken, yıllık bazda yaklaşık yüzde 74’lük artış kaydetti. Bu yükseliş, sadece kısa vadeli bir fiyat hareketi değil, küresel ekonomik ve jeopolitik dengelerdeki değişimin yansıması olarak değerlendiriliyor.
Altın fiyatlarındaki güçlü performansın arkasında; ABD Merkez Bankası (Fed) politikaları, doların küresel konumu, enflasyon beklentileri ve artan jeopolitik belirsizlikler öne çıkıyor. Ancak 2025’te yaşanan yükselişi önceki dönemlerden ayıran temel unsur, küresel sistemdeki yapısal kırılma sinyalleri oldu.
Trump etkisi ve küresel sistem tartışması
Altın fiyatlarının yükselişinde dikkat çeken faktörlerden biri, **Donald Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesiyle birlikte ABD’nin küresel rolüne ilişkin verdiği mesajlar oldu. Trump yönetimi, ABD’nin “dünyanın jandarması” rolünü geri plana çekerken, doların sınırsız biçimde küresel sisteme yayılması politikasında da değişim sinyalleri verdi.
Bu yaklaşım, yatırımcılar nezdinde dolar merkezli finansal sistemin sorgulanmasına yol açarken, sınırlı arzı olan varlıklara yönelimi güçlendirdi. Altın, bu süreçte yeniden küresel güvenli liman olarak öne çıktı.
Merkez bankaları değil, ETF’ler fiyatı taşıdı
2025’te kamuoyunda sıkça merkez bankalarının altın alımları konuşulsa da fiyatları yukarı taşıyan ana unsur bu olmadı. Merkez bankaları yıl genelinde yaklaşık 900 ton civarında net altın alımı yaptı. Bu rakam, 2024’teki 1.045 tonluk rekor seviyenin altında kalsa da rezerv çeşitlendirme eğiliminin sürdüğüne işaret etti. Polonya, Çin, Türkiye ve Kazakistan bu alımlarda öne çıkan ülkeler arasında yer aldı.
Asıl belirleyici talep ise borsa yatırım fonlarından (ETF) geldi. Küresel altın ETF’lerine 2025 boyunca 800 tonun üzerinde net giriş gerçekleşti. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa merkezli kurumsal yatırımcıların yoğun ilgisi, fiyat artışını hızlandıran ana unsur oldu. Önceki iki yılda ETF tarafında zayıf seyreden talebin, 2025’te güçlü bir şekilde geri dönmesi dikkat çekti.
Bireysel talep güçlü ama belirleyici değil
Bireysel yatırımcıların külçe ve madeni para talebi de yıl boyunca canlı kaldı. 2025’te bireysel yatırım talebi toplamda yaklaşık 1.200 ton seviyesinde gerçekleşti. Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya kaynaklı talep güçlü seyretti. Ancak bu talep, önceki yıllarla kıyaslandığında istikrarlı bir artışa işaret ediyor; fiyatları tek başına sıçratan bir unsur olarak görülmüyor.
Yapısal yükseliş mi, geçici zirve mi?
Altın fiyatlarındaki yükseliş, küresel ekonomide artan risklerin de bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. ABD’nin küresel rolündeki değişim, ticaret savaşları, jeopolitik boşluklar ve de-dolarizasyon tartışmaları, yatırımcıları alternatif varlıklara yönlendiriyor. Altın, bu süreçte yeniden sistemsel bir güven unsuru olarak konumlanıyor.
Bu tablo, altın fiyatlarındaki rekorların geçici bir dalga değil, yapısal bir dönüşümün parçası olabileceğine işaret ediyor. Ancak kısa vadede fiyatların seyri belirsizliğini koruyor. Önümüzdeki dönemde Fed’in faiz politikası, küresel enflasyon görünümü, doların yönü ve jeopolitik gelişmeler altın fiyatlarının ana belirleyicileri olmaya devam edecek.
Faiz indirim sürecinin sürmesi ve kurumsal talebin korunması halinde yükseliş trendi devam edebilir. Buna karşılık küresel ölçekte olası deflasyonist baskılar veya yeni bir finansal şok, altın fiyatlarında geçici geri çekilmeleri de beraberinde getirebilir.