Dijital Platformlarda Mahremiyet Krizi Yeniden Gündemde

Yayınlama: 28.01.2026 12:54:00 Güncelleme: 28.01.2026 13:05:23

Google ve Meta’ya yönelik yeni davalar, milyarlarca kullanıcının kişisel verilerinin nasıl toplandığı ve kimlerle paylaşıldığına dair küresel mahremiyet tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Dijital Platformlarda Mahremiyet Krizi Yeniden Gündemde

Milyarlarca kullanıcıya sahip sosyal medya ve teknoloji şirketleri, veri sızıntısı, casusluk ve mahremiyet ihlali iddialarıyla bir kez daha küresel gündemin odağında. Son olarak Google ve Meta’ya yönelik açılan davalar, dijital platformların kullanıcı verilerini nasıl topladığı ve bu verileri kimlerle paylaştığı sorusunu yeniden tartışmaya açtı.

Dijital teknolojilerin dünya genelinde yaygınlaşmasıyla birlikte başta ABD ve Çin merkezli şirketler olmak üzere birçok teknoloji firması dünyanın en değerli markaları arasına girdi. Ancak kullanıcı sayılarıyla doğru orantılı olarak büyüyen veri havuzları, mahremiyet ve güvenlik endişelerini de beraberinde getirdi.

Google ve WhatsApp iddiaları yeniden gündemde

Son dönemdeki mahremiyet tartışmalarının merkezinde Google ve Meta bulunuyor. Google’ın sesli asistanının, kullanıcıları bilgisi dışında dinlediği ve bu kayıtları reklam amaçlı kullandığı iddia edildi. Google Asistan’ın ortamdaki sesleri kaydettiği ve özel konuşmaların reklam verenlerle paylaşıldığı öne sürüldü.

Reuters’ta yer alan habere göre Google, uzun sürecek dava sürecini ve yasal riskleri bertaraf etmek amacıyla 68 milyon dolarlık uzlaşma bedeli ödemeyi kabul etti.

Benzer bir iddia Meta çatısı altındaki WhatsApp için de gündeme geldi. Çok uluslu bir kullanıcı grubu, WhatsApp’ın mesajları sakladığını, analiz ettiğini ve şirket çalışanlarının bu mesajlara erişebildiğini ileri sürdü. ABD’de açılan davada, “uçtan uca şifreleme” sisteminin kullanıcıya anlatıldığı şekilde işlemediği savunuldu.

Snowden belgeleri devlet-teknoloji ilişkisini ortaya koydu

Teknoloji şirketlerine yönelik casusluk ve mahremiyet iddiaları aslında yeni değil. Bu alandaki en büyük kırılma noktalarından biri, eski CIA çalışanı Edward Snowden tarafından 2013 yılında sızdırılan gizli belgeler oldu.

Snowden’ın paylaştığı belgelere göre ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Google, Apple, Facebook, Microsoft ve Yahoo gibi şirketlerin sunucularına doğrudan erişim sağlayabiliyor; kullanıcıların e-postaları, sohbet geçmişleri ve dosyaları kitlesel biçimde izlenebiliyordu. Belgeler, gözetleme faaliyetlerinin yalnızca “şüphelilerle” sınırlı olmadığını ortaya koydu.

Cambridge Analytica skandalı ve rekor ceza

Mahremiyet tartışmalarının simge olaylarından biri de 2018’de patlak veren Cambridge Analytica skandalı oldu. Facebook üzerinden yayılan bir kişilik testi uygulaması aracılığıyla yaklaşık 87 milyon kullanıcının verileri izinsiz şekilde toplandı.

Bu verilerle psikolojik profiller çıkarıldığı ve Brexit süreci ile ABD’deki 2016 başkanlık seçimlerinde seçmen davranışlarının manipüle edildiği iddia edildi. Skandalın ardından Cambridge Analytica kapatılırken, Facebook’a 5 milyar dolarlık ceza kesildi. Bu, bir teknoloji şirketine verilen en yüksek gizlilik ihlali cezası olarak kayıtlara geçti.

X ve hükümet arasındaki sansür iddiaları

Mahremiyet ve ifade özgürlüğü tartışmaları, “Twitter Dosyaları” ifşalarıyla yeni bir boyut kazandı. Elon Musk’ın satın almasının ardından açıklanan şirket içi yazışmalar, X’in (eski adıyla Twitter) ABD hükümetiyle içerik kısıtlamalarına yönelik iş birliği yaptığını ortaya koydu.

Belgelerde, “görünürlük filtreleme” sistemiyle hükümetin resmi söylemiyle çelişen hesapların kapatılmadan, algoritmik olarak geri plana itildiği belgelendi. Böylece paylaşımlar silinmeden etkisiz hale getirildi.