Türk-İş, En Düşük Emekli Aylığı İçin Partilere Mektup Gönderdi
Türk-İş, en düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren kanun teklifine ilişkin TBMM’de grubu bulunan siyasi partilere mektup gönderdi. Konfederasyon, mevcut aylıklarla emeklilerin geçinmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Türk-İş Yönetim Kurulu, en düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren kanun teklifine ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’de grubu bulunan siyasi partilere mektup gönderdi.
Mektupta, 1999 yılında yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun ile emeklilik yaşının yükseltildiği, aylık bağlama oranları ile emekli aylıkları için öngörülen alt sınırın düşürüldüğü anımsatıldı. 2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile aylık bağlama oranlarının daha da aşağı çekildiği, emeklilerin büyümeden aldığı payın ciddi biçimde azaltılarak yüzde 30 ile sınırlandırıldığı belirtildi.
Bu düzenlemelerin sonucunda ortaya çıkan tabloda, devlet katkısı çıkarıldığında milyonlarca emeklinin aylığının 10 bin liranın dahi altında kalacağına işaret edilen mektupta şu ifadeler yer aldı:
“Emekli aylıklarına devlet katkısı yapılması belirli bir koruyucu işlev taşımaktadır. Ancak bu uygulama, mevcut haliyle emeklilerin insanca yaşam koşullarını sağlamaktan uzaktır ve tek başına yeterli bir çözüm olarak sunulamaz. Açıkça ifade edilmelidir ki 20 bin lira düzeyindeki emekli aylığı ile bugünün ekonomik koşullarında emeklilerin geçinmesi mümkün değildir. Yüksek enflasyonun yol açtığı fiyat artışları, yaşam maliyetlerini olağanüstü ölçüde yükseltmiştir. Nitekim Türk-İş verilerine göre, Ankara'da dört kişilik bir ailenin yalnızca aylık gıda harcaması 30 bin 143 liraya ulaşmıştır. Bu tutar yalnızca mutfak masrafını ifade etmekte olup, barınma, enerji, ulaşım, sağlık ve diğer zorunlu giderler buna dahil değildir. Bu koşullar altında milyonlarca emeklinin 20 bin lira ile yaşamını sürdürmesi beklenemez.”
Türk-İş’in mektubunda, emeklilik sisteminin bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınıp güçlendirilmesinin zorunlu hale geldiği vurgulandı. Bu kapsamda, emekli aylıklarının hesaplanmasında esas alınan aylık bağlama oranlarının ve ekonomik büyümeden emeklilere yansıtılan payın günümüz koşullarına uygun biçimde güncellenmesi gerektiği ifade edilerek, “Emekli aylıklarının enflasyon karşısında korunması, emeklilerin reel gelir kaybına uğramasının önlenmesi açısından temel bir zorunluluktur” denildi.
Mektupta ayrıca, memur emeklilerinin aylıklarının toplu sözleşmelerde belirlenen zam oranları esas alınarak artırıldığı, işçi emeklilerinin aylıklarının ise yalnızca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan enflasyon oranlarıyla güncellendiğine dikkat çekildi. Bu durumun, aynı sosyal güvenlik sistemi içinde yer alan emekliler arasında açık bir gelir adaletsizliği yarattığı ve eşitlik ile hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı kaydedildi.
Yalnızca gerçekleşen enflasyona endeksli artışların, yüksek hayat pahalılığı koşullarında işçi emeklilerinin yaşadığı reel gelir kaybını telafi etmekte yetersiz kaldığına işaret edilen mektupta, işçi emeklilerinin aylıklarının da kamu toplu iş sözleşmesi zam oranları esas alınarak artırılması istendi.
Çalıştığı dönemde sigorta primleri yüksekten ödenenlerle düşükten ödenenlere aynı yaklaşılmaması gerektiğinin altı çizilen mektupta, prim ödeme gün sayısı ve prim kazancı ile bağlanan emekli aylığı arasındaki ilişkinin korunmasının temel ilke olarak benimsenmesi gerektiği vurgulandı.
Mektup, şu ifadelerle sona erdi:
“En düşük emekli aylıkları insanca yaşam koşullarını sağlayacak bir düzeye yükseltilirken, diğer emekli gruplarının aylıkları da aynı ölçüde, adil ve orantılı biçimde artırılmalıdır. Aksi halde kısa vadeli ve parçalı düzenlemelerin, uzun vadede sosyal güvenlik sistemine ve çalışma hayatına telafisi güç zararlar doğuracağı açıktır.”