Yılın ilk aylarından itibaren Borsa İstanbul’da TL bazlı rekor seviyeler dikkat çekerken, sanayi tarafında güçlü bir ayrışma yaşandı. Demir çelik ve enerji hisseleri öne çıkarken, teknoloji şirketlerinde görülen fiyat hareketleri de dikkat çekti. Uzun yıllardır sessiz kalan sanayi şirketlerinin yeniden sahneye çıkması, ekonomik normalleşmeye yönelik beklentilerin piyasada daha güçlü hissedildiğini gösteriyordu. Uzun yıllar sonra yatırımcı tarafında yalnızca kısa vadeli al-sat değil, pozisyon taşıma isteğinin konuşulmaya başladığı bir dönem izlendi.
Enerji tarafında şirketlerin maliyet baskılarına geçmiş yıllara göre daha hazırlıklı olduğu bir süreç yaşandı. Yenilenebilir enerji projeleri, yeni iş ilişkileri ve yurt dışından gelen talep beklentileri sektörü destekledi. Sanayi şirketlerinde ise üretim gücü ve ihracat potansiyeli ön plana çıkmaya başladı. Piyasa bir noktadan sonra yalnızca banka ve faiz indirimi temasını değil, üretim tarafındaki toparlanma ihtimalini de konuşmaya başladı.
2026’nın ilk yarısında dikkat çeken başlıklardan biri de ortaklık pay satışlarıydı. Son yıllarda yatırımcı tarafında en büyük korkulardan biri, patron satışları sonrası hisselerde uzun süreli baskı oluşmasıydı. Ancak bu yıl geçmiş dönemlerden farklı bir tablo izlendi. Birçok şirkette pay satışları doğrudan negatif fiyatlanan bir unsur olmaktan ziyade, finansal yeniden yapılanma ve ortaklık yapısındaki değişim olarak değerlendirildi. Piyasa bu süreci önceki yıllara kıyasla daha farklı okumaya başladı.
Yılın ilk yarısındaki en büyük kırılma ise jeopolitik riskler oldu. ABD-İran hattında yükselen tansiyon, savaş ihtimalleri ve petrol fiyatlarında görülen sert yükselişler piyasanın ana hikâyesini değiştirdi. Yılın başında konuşulan faiz indirimi beklentileri yerini yeniden küresel enflasyon riskine ve maliyet baskılarına bıraktı. Brent petrolün kritik seviyelere yaklaşması Borsa İstanbul’daki dengeleri de doğrudan etkiledi.
Bu süreçte yalnızca küresel riskler değil, yurt içi tarafta yükselen siyasi tansiyon da piyasalar üzerinde baskı yarattı. İç siyasi gündemin sertleşmesiyle birlikte Türkiye CDS’lerinde yeniden yukarı yönlü hareketler izlendi. Böylece piyasa hem küresel jeopolitik riskleri hem de içeride yükselen risk algısını aynı anda fiyatlamak zorunda kaldı.
Enerji maliyetleri ve küresel enflasyon baskısı nedeniyle faiz indirimi sürecinin ötelenmeye başlaması, yılın başında ön plana çıkan banka ve GYO temalarının momentum kaybetmesine neden oldu. Buna karşın sanayi tarafındaki güçlü görünüm tamamen bozulmadı. Çünkü piyasa artık yalnızca genel yükselişleri değil, güçlü bilanço üretebilen, nakit pozisyonunu koruyabilen ve operasyonel olarak güçlü kalabilen şirketleri daha yakından takip ediyor.
Önümüzdeki dönemde de Borsa İstanbul’da seçici ayrışmaların devam ettiği bir yapı görmeye devam edebiliriz. Özellikle sanayi tarafında demir çelik ve enerji ile beraber teknoloji sektöründe güçlü kalabilen şirketlerin daha fazla ön plana çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Borsa İstanbul’da hikâyesi olanın değeri olacak bir piyasa yapısı öne çıkıyor.