Aradan yıllar geçse de bu sahne hafızadan silinmiyor. Bu atmosferin yeniden İstanbul’a taşınacak olması geçmişle bugünü aynı noktada buluşturuyor. İstanbul Park’ı özel yapan o meşhur 8. virajı da hatırlayanlar için bu heyecanın yeri ayrı.
Ama burada sadece o heyecana odaklanmak, resmi eksik okumak olur.
Bugün Formula 1’in Türkiye’ye dönüşü konuşulurken eğlence tarafı ön planda. Oysa bu organizasyonun asıl etkisi pistte değil, pistin dışında başlıyor.
Bu hikâyeyi doğru okumak için önce pistten çıkmak gerekiyor.
Pistten çıktığında karşına çıkan tablo, bir yarıştan çok daha geniş bir etki alanı. Formula 1 hafta sonu birkaç gün sürüyor ama şehirde yarattığı hareket bu sürenin ötesine geçiyor. İstanbul’un ritmi hızlanıyor, talep genişliyor ve bu hareket doğrudan ekonomiye yansıyor.
Şehrin ambiyansı ve yarattığı aura belirgin şekilde güçleniyor.
Yarış haftasında oluşan hareket; konaklamadan ulaşıma, yeme içmeden perakendeye kadar şehir geneline yayılıyor. Bu yüzden ekonomik etkiyi sadece bilet satışıyla ölçmek eksik kalır.
Formula 1 organizasyonlarının şehir ekonomisine etkisi, organizasyonun ölçeğine ve şehrin yapısına göre değişmekle birlikte yüz milyon dolarlardan başlayıp daha yüksek seviyelere kadar genişleyebilen bir hacim yaratabiliyor.
İstanbul’un güçlü turizm altyapısı bu hareketin farklı sektörlere aynı anda yansımasını sağlıyor. Bu organizasyon şehrin turizm tarafını desteklerken tanıtım gücünü de artırıyor. Bu etkinin yalnızca organizasyon günleriyle sınırlı kalmaması da önemli. Küresel görünürlük, orta vadede turizm talebi olarak geri dönebilecek bir etki yaratır.
Dünyadaki örneklere baktığında bu organizasyonun her şehirde farklı bir yere oturduğunu görüyorsun.
Singapur’da turizm ve şehir deneyimi öne çıkıyor. Abu Dhabi’de lüks tüketim ve marka algısı belirleyici oluyor. Bakü tarafında ise bu organizasyon, şehrin uluslararası görünürlüğünü destekleyen bir etki yaratıyor.
İstanbul ise bu üç yapının ortasında duruyor. Turizm var, şehir deneyimi hazır, konum güçlü. Bu yüzden etki tek bir alanda kalmaz, farklı başlıklara aynı anda yayılır.
Bu tür organizasyonlar sadece gelir tarafıyla değerlendirilmez. Maliyet tarafı da vardır.
Genelde finansman kamu ve özel sektörün birlikte yer aldığı bir yapıdan oluşur. Türkiye’de geçmişte kamu tarafının daha belirgin olduğu bir model görülüyor. Bu nedenle oluşan ekonomik katkının kalıcılığı, yaratılan gelir kadar önemlidir.
Formula 1’de lastik, yakıt ve teknik ekipmanlar global anlaşmalar üzerinden sağlanır. Lastik tarafında tek tedarikçi Pirelli olup, bu anlaşma 2027 sezonu sonuna kadar devam etmektedir. Bu nedenle Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerle doğrudan bir sanayi bağlantısı sınırlıdır.
Lastik tarafında Borsa İstanbul’da iki ana oyuncu öne çıkıyor:
Bu şirketler Formula 1 ile doğrudan bağlantılı olmasa da motorsporları ve performans algısı üzerinden izlenebilecek başlıklar arasında yer alıyor.
Dolaylı tarafta etki daha çok hizmet ve tüketim tarafında görülür.
Ulaştırma tarafında artan yolcu trafiği üzerinden THYAO ve PGSUS, havalimanı kullanımı üzerinden ise TAVHL dikkat çekiyor.
Perakende tarafında etki tüketim yapısı üzerinden okunur. Üst segmentte VAKKO, daha geniş kitlede ise MAVI ve MGROS şehir içi hareketten pay alabilecek alanlar olarak öne çıkar.
Gıda ve içecek tarafında CCOLA, AEFES ve TBORG tüketim artışı üzerinden izlenebilir.
Sonuçta ortaya çıkan tablo net: